Bir Grup Terapisi Hikayesi Psikodiyet Today

O an odadaki hava değişti. Selin, suçluluk duygusunun paylaşıldıkça hafiflediğini hissetti. Psikodiyet seansı ilerledikçe, tabağındaki her lokmanın bir hatıraya, bir öfkeye ya da bastırılmış bir hayale denk geldiğini keşfettiler: Midenin değil, ruhun bağırmasıydı.

Bu hikaye taslağını formatına mı dönüştürelim, yoksa üzerine bir sosyal medya serisi mi kurgulayalım?

Aynadaki yabancıya duyulan sebepsiz kızgınlıktı. Bir Grup Terapisi Hikayesi Psikodiyet

Moderatör söze başladı: "Bugün tabağınızdakini değil, o tabağı dolduran duyguyu konuşalım."

Sessizce odaya girdi. Elinde sımsıkı tuttuğu su şişesi, aslında kendini korumak için ördüğü hayali duvarın bir parçasıydı. Yuvarlak dizilmiş sandalyelerden birine, sanki oraya ait değilmiş gibi ilişti. Grubun adı "Psikodiyet"ti; ama o, meselenin sadece kalori olmadığını biliyordu. O an odadaki hava değişti

Seans biterken moderatör bir ödev verdi: "Bu hafta acıktığınızda kendinize sorun; aç olan midem mi yoksa şefkat bekleyen kalbim mi?"

Zihnin, "asla" dediği her şeye duyduğu o tehlikeli tutkuydu. O hiç dolmuyor."

Sıra Selin’e geldiğinde sesi titredi. "Dün gece yine oldu," dedi. "Mutfak lambasını açmadım bile. Karanlıkta, tezgahın başında ne yediğimi anlamadan tıkındım. Karnım aç değildi ama içimdeki o kuyu... O hiç dolmuyor."